الصافات — Arapça metin ve Türkçe meal (Elmalılı Hamdi Yazır).
وَٱلصَّـٰٓفَّـٰتِ صَفّٗا 1
1. Andolsun o saf bağlayıp duranlara.
فَٱلزَّـٰجِرَٰتِ زَجۡرٗا 2
2. O haykırıp da sürenlere.
فَٱلتَّـٰلِيَٰتِ ذِكۡرًا 3
3. Ve o yolda zikir okuyanlara.
إِنَّ إِلَٰهَكُمۡ لَوَٰحِدٞ 4
4. Ki sizin ilâhınız birdir.
رَّبُّ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِ وَمَا بَيۡنَهُمَا وَرَبُّ ٱلۡمَشَٰرِقِ 5
5. O, göklerin, yerin ve aralarındakilerin Rabbidir, bütün doğuların da Rabbidir.
إِنَّا زَيَّنَّا ٱلسَّمَآءَ ٱلدُّنۡيَا بِزِينَةٍ ٱلۡكَوَاكِبِ 6
6. Gerçekten biz dünya göğünü (o yakın göğü) bir zinetle, yıldızlarla süsledik.
وَحِفۡظٗا مِّن كُلِّ شَيۡطَٰنٖ مَّارِدٖ 7
7. Onu her inatçı şeytandan koruduk.
لَّا يَسَّمَّعُونَ إِلَى ٱلۡمَلَإِ ٱلۡأَعۡلَىٰ وَيُقۡذَفُونَ مِن كُلِّ جَانِبٖ 8
8. Onlar yüksek (melekler) topluluğunu dinleyemezler. Her taraftan kovulup atılırlar.
دُحُورٗاۖ وَلَهُمۡ عَذَابٞ وَاصِبٌ 9
9. Uzaklaştırılırlar. Onlara ardı arkası kesilmez bir azab vardır.
إِلَّا مَنۡ خَطِفَ ٱلۡخَطۡفَةَ فَأَتۡبَعَهُۥ شِهَابٞ ثَاقِبٞ 10
10. Ancak kulak hırsızlığı yapanlar olur. Onu da yakıcı bir alev takip eder.
فَٱسۡتَفۡتِهِمۡ أَهُمۡ أَشَدُّ خَلۡقًا أَم مَّنۡ خَلَقۡنَآۚ إِنَّا خَلَقۡنَٰهُم مِّن طِينٖ لَّازِبِۭ 11
11. Şimdi onlara sor: "Yaradılışça kendileri mi daha çetin, yoksa bizim yarattıklarımız mı?" Gerçekten biz onları cıvık bir çamurdan yarattık.
بَلۡ عَجِبۡتَ وَيَسۡخَرُونَ 12
12. Fakat sen onlara şaşıyorsun, ama onlar (seninle) eğleniyorlar.
وَإِذَا ذُكِّرُواْ لَا يَذۡكُرُونَ 13
13. Kendilerine hatırlatıldığında da düşünmüyorlar.
وَإِذَا رَأَوۡاْ ءَايَةٗ يَسۡتَسۡخِرُونَ 14
14. Bir mucize gördükleri zaman da eğlenceye alıyorlar.
وَقَالُوٓاْ إِنۡ هَٰذَآ إِلَّا سِحۡرٞ مُّبِينٌ 15
15. Ve diyorlar ki: "Bu apaçık büyüden başka bir şey değildir."
أَءِذَا مِتۡنَا وَكُنَّا تُرَابٗا وَعِظَٰمًا أَءِنَّا لَمَبۡعُوثُونَ 16
16. "Öldüğümüz ve bir toprakla bir yığın kemik olduğumuz zaman mı biz tekrar dirilecekmişiz?"
أَوَءَابَآؤُنَا ٱلۡأَوَّلُونَ 17
17. "Önceki atalarımız da mı?.."
قُلۡ نَعَمۡ وَأَنتُمۡ دَٰخِرُونَ 18
18. De ki: "Evet, hem de sizler çok aşağılanmış olarak (dirileceksiniz)."
فَإِنَّمَا هِيَ زَجۡرَةٞ وَٰحِدَةٞ فَإِذَا هُمۡ يَنظُرُونَ 19
19. Çünkü O (sura üfürmek) zorlu bir kumandadan ibarettir ki, derhal onların gözleri açılıverir.
وَقَالُواْ يَٰوَيۡلَنَا هَٰذَا يَوۡمُ ٱلدِّينِ 20
20. "Eyvah bizlere! İşte bu hesap günüdür." derler.
هَٰذَا يَوۡمُ ٱلۡفَصۡلِ ٱلَّذِي كُنتُم بِهِۦ تُكَذِّبُونَ 21
21. (Onlara): "İşte bu, sizin yalanlamakta olduğunuz (iyi ve kötüyü) ayırt etme günüdür" denir.
۞ٱحۡشُرُواْ ٱلَّذِينَ ظَلَمُواْ وَأَزۡوَٰجَهُمۡ وَمَا كَانُواْ يَعۡبُدُونَ 22
22. Toplayın mahşere o zulmedenleri, eşlerini ve Allah'tan başka taptıkları şeyleri. Toplayın da götürün onları sırata (cehennem köprüsüne) doğru.
مِن دُونِ ٱللَّهِ فَٱهۡدُوهُمۡ إِلَىٰ صِرَٰطِ ٱلۡجَحِيمِ 23
23. Toplayın mahşere o zulmedenleri, eşlerini ve Allah'tan başka taptıkları şeyleri. Toplayın da götürün onları sırata (cehennem köprüsüne) doğru.
وَقِفُوهُمۡۖ إِنَّهُم مَّسۡـُٔولُونَ 24
24. Ve durdurun onları, çünkü sorguya çekilecekler.
مَا لَكُمۡ لَا تَنَاصَرُونَ 25
25. (Onlara): "Ne oldu sizlere de yardımlaşmıyorsunuz?" (denilir.)
بَلۡ هُمُ ٱلۡيَوۡمَ مُسۡتَسۡلِمُونَ 26
26. Hayır, bugün onlar teslim olmuşlardır.
وَأَقۡبَلَ بَعۡضُهُمۡ عَلَىٰ بَعۡضٖ يَتَسَآءَلُونَ 27
27. Onlar, birbirine dönmüş soruşuyorlar.
قَالُوٓاْ إِنَّكُمۡ كُنتُمۡ تَأۡتُونَنَا عَنِ ٱلۡيَمِينِ 28
28. Onlar: "Siz bize (uğurlu görünerek) sağdan gelir dururdunuz" derler.
قَالُواْ بَل لَّمۡ تَكُونُواْ مُؤۡمِنِينَ 29
29. (İleri gelenler de) derler ki: "Hayır, siz inanmamıştınız."
وَمَا كَانَ لَنَا عَلَيۡكُم مِّن سُلۡطَٰنِۭۖ بَلۡ كُنتُمۡ قَوۡمٗا طَٰغِينَ 30
30. "Bizim de size karşı bir gücümüz yoktu. Fakat siz azmış bir kavimdiniz."
فَحَقَّ عَلَيۡنَا قَوۡلُ رَبِّنَآۖ إِنَّا لَذَآئِقُونَ 31
31. "Onun için üzerimize Rabbimizin azab sözü hak oldu. Şüphesiz azabımızı tadacağız."
فَأَغۡوَيۡنَٰكُمۡ إِنَّا كُنَّا غَٰوِينَ 32
32. "Evet biz, sizi kışkırttık. Çünkü biz azgındık."
فَإِنَّهُمۡ يَوۡمَئِذٖ فِي ٱلۡعَذَابِ مُشۡتَرِكُونَ 33
33. O halde hepsi o gün azabda ortaktırlar.
إِنَّا كَذَٰلِكَ نَفۡعَلُ بِٱلۡمُجۡرِمِينَ 34
34. İşte biz günahkarlara böyle yaparız.
إِنَّهُمۡ كَانُوٓاْ إِذَا قِيلَ لَهُمۡ لَآ إِلَٰهَ إِلَّا ٱللَّهُ يَسۡتَكۡبِرُونَ 35
35. Çünkü onlar, kendilerine: "Allah'tan başka ilâh yoktur" denildiği zaman kafa tutuyorlardı.
وَيَقُولُونَ أَئِنَّا لَتَارِكُوٓاْ ءَالِهَتِنَا لِشَاعِرٖ مَّجۡنُونِۭ 36
36. Ve: "Biz, hiçbir mecnun (deli) şair için ilâhlarımızı bırakır mıyız?" diyorlardı.
بَلۡ جَآءَ بِٱلۡحَقِّ وَصَدَّقَ ٱلۡمُرۡسَلِينَ 37
37. Hayır o, hak ile geldi ve bütün peygamberleri tasdik etti.
إِنَّكُمۡ لَذَآئِقُواْ ٱلۡعَذَابِ ٱلۡأَلِيمِ 38
38. Elbette siz o acı azabı tadacaksınız.
وَمَا تُجۡزَوۡنَ إِلَّا مَا كُنتُمۡ تَعۡمَلُونَ 39
39. Bununla beraber başka değil, hep yaptığınız amellerinizle cezalandırılacaksınız.
إِلَّا عِبَادَ ٱللَّهِ ٱلۡمُخۡلَصِينَ 40
40. Sadece Allah'ın ihlaslı kulları müstesnadır.
أُوْلَـٰٓئِكَ لَهُمۡ رِزۡقٞ مَّعۡلُومٞ 41
41. İşte onlar için belli bir rızık vardır.
فَوَٰكِهُ وَهُم مُّكۡرَمُونَ 42
42. Meyveler (vardır), Naîm cennetlerinde onlara hep ikram edilir.
فِي جَنَّـٰتِ ٱلنَّعِيمِ 43
43. Meyveler (vardır), Naîm cennetlerinde onlara hep ikram edilir.
عَلَىٰ سُرُرٖ مُّتَقَٰبِلِينَ 44
44. (Onlar) Karşılıklı tahtlar üzerindedirler.
يُطَافُ عَلَيۡهِم بِكَأۡسٖ مِّن مَّعِينِۭ 45
45. İçenlere lezzet veren, pınardan doldurulmuş bembeyaz bir kadehle onların etrafında dolaşılır.
بَيۡضَآءَ لَذَّةٖ لِّلشَّـٰرِبِينَ 46
46. İçenlere lezzet veren, pınardan doldurulmuş bembeyaz bir kadehle onların etrafında dolaşılır.
لَا فِيهَا غَوۡلٞ وَلَا هُمۡ عَنۡهَا يُنزَفُونَ 47
47. Onda ne bir zararlı sonuç vardır, ne de sarhoşluk verir.
وَعِندَهُمۡ قَٰصِرَٰتُ ٱلطَّرۡفِ عِينٞ 48
48. Yanlarında iri gözlü, bakışlarını kocalarından başkalarına çevirmeyen hanımlar vardır.
كَأَنَّهُنَّ بَيۡضٞ مَّكۡنُونٞ 49
49. Sanki onlar örtülüp saklanmış yumurta gibidirler.
فَأَقۡبَلَ بَعۡضُهُمۡ عَلَىٰ بَعۡضٖ يَتَسَآءَلُونَ 50
50. Derken birbirine dönüp sorarlar:
قَالَ قَآئِلٞ مِّنۡهُمۡ إِنِّي كَانَ لِي قَرِينٞ 51
51. İçlerinden bir sözcü der ki: "Gerçekten benim bir arkadaşım vardı."
يَقُولُ أَءِنَّكَ لَمِنَ ٱلۡمُصَدِّقِينَ 52
52. Derdi ki: "Sen gerçekten inananlardan mısın?"
أَءِذَا مِتۡنَا وَكُنَّا تُرَابٗا وَعِظَٰمًا أَءِنَّا لَمَدِينُونَ 53
53. "Öldüğümüz ve bir toprakla bir yığın kemik olduğumuz zaman biz hakikaten cezalanacak mıyız?"
قَالَ هَلۡ أَنتُم مُّطَّلِعُونَ 54
54. "Siz onu tanır mısınız?" der.
فَٱطَّلَعَ فَرَءَاهُ فِي سَوَآءِ ٱلۡجَحِيمِ 55
55. Derken bakınır ve onu cehennemin ta ortasında görür.
قَالَ تَٱللَّهِ إِن كِدتَّ لَتُرۡدِينِ 56
56. Ona şöyle der: "Allah'a yemin ederim ki, doğrusu sen az daha beni helak edecektin."
وَلَوۡلَا نِعۡمَةُ رَبِّي لَكُنتُ مِنَ ٱلۡمُحۡضَرِينَ 57
57. "Rabbimin nimeti olmasaydı, ben de bu tutuklananlardan olacaktım."
أَفَمَا نَحۡنُ بِمَيِّتِينَ 58
58. "Nasılmış bak. Biz ilk ölümümüzden başka bir daha ölmeyecek miymişiz? Biz azaba uğratılmayacak mıymışız?
إِلَّا مَوۡتَتَنَا ٱلۡأُولَىٰ وَمَا نَحۡنُ بِمُعَذَّبِينَ 59
59. "Nasılmış bak. Biz ilk ölümümüzden başka bir daha ölmeyecek miymişiz? Biz azaba uğratılmayacak mıymışız?
إِنَّ هَٰذَا لَهُوَ ٱلۡفَوۡزُ ٱلۡعَظِيمُ 60
60. İşte bu büyük kurtuluştur.
لِمِثۡلِ هَٰذَا فَلۡيَعۡمَلِ ٱلۡعَٰمِلُونَ 61
61. Çalışanlar işte böyle bir kurtuluş için çalışsınlar.
أَذَٰلِكَ خَيۡرٞ نُّزُلًا أَمۡ شَجَرَةُ ٱلزَّقُّومِ 62
62. Nasıl, bu mu daha hayırlı konukluk için, yoksa zakkum ağacı mı?
إِنَّا جَعَلۡنَٰهَا فِتۡنَةٗ لِّلظَّـٰلِمِينَ 63
63. Gerçekten biz onu zalimler için bir fitne (imtihan) yaptık.
إِنَّهَا شَجَرَةٞ تَخۡرُجُ فِيٓ أَصۡلِ ٱلۡجَحِيمِ 64
64. O bir ağaçtır ki cehennemin dibinde çıkar.
طَلۡعُهَا كَأَنَّهُۥ رُءُوسُ ٱلشَّيَٰطِينِ 65
65. Tomurcukları şeytanların başları gibidir.
فَإِنَّهُمۡ لَأٓكِلُونَ مِنۡهَا فَمَالِـُٔونَ مِنۡهَا ٱلۡبُطُونَ 66
66. Mutlaka onlar, ondan yiyecekler de karınlarını bundan dolduracaklardır.
ثُمَّ إِنَّ لَهُمۡ عَلَيۡهَا لَشَوۡبٗا مِّنۡ حَمِيمٖ 67
67. Sonra üzerine onlar için kaynar bir içecek vardır.
ثُمَّ إِنَّ مَرۡجِعَهُمۡ لَإِلَى ٱلۡجَحِيمِ 68
68. Sonra da dönecekleri yer, şüphesiz cehennemdir.
إِنَّهُمۡ أَلۡفَوۡاْ ءَابَآءَهُمۡ ضَآلِّينَ 69
69. Çünkü onlar, atalarını sapıklıkta buldular.
فَهُمۡ عَلَىٰٓ ءَاثَٰرِهِمۡ يُهۡرَعُونَ 70
70. Şimdi de kendileri onların izlerinde koşturuyorlar.
وَلَقَدۡ ضَلَّ قَبۡلَهُمۡ أَكۡثَرُ ٱلۡأَوَّلِينَ 71
71. Andolsun ki, onlardan öncekilerin çoğu sapıklıkta idiler.
وَلَقَدۡ أَرۡسَلۡنَا فِيهِم مُّنذِرِينَ 72
72. Gerçekten biz onlara içlerinden uyarıcı peygamberler de gönderdik.
فَٱنظُرۡ كَيۡفَ كَانَ عَٰقِبَةُ ٱلۡمُنذَرِينَ 73
73. Sonra da bak o uyarılanların sonu nasıl oldu?
إِلَّا عِبَادَ ٱللَّهِ ٱلۡمُخۡلَصِينَ 74
74. Ancak Allah'ın ihlas ile seçilen kulları başka.
وَلَقَدۡ نَادَىٰنَا نُوحٞ فَلَنِعۡمَ ٱلۡمُجِيبُونَ 75
75. Andolsun ki Nuh bize seslenip dua etmişti de biz de ne güzel kabul etmiştik.
وَنَجَّيۡنَٰهُ وَأَهۡلَهُۥ مِنَ ٱلۡكَرۡبِ ٱلۡعَظِيمِ 76
76. Biz hem onu, hem ailesini o büyük sıkıntıdan kurtardık.
وَجَعَلۡنَا ذُرِّيَّتَهُۥ هُمُ ٱلۡبَاقِينَ 77
77. Hem onun neslini bâki kalanlar kıldık.
وَتَرَكۡنَا عَلَيۡهِ فِي ٱلۡأٓخِرِينَ 78
78. Hem de sonradan gelenler içinde güzel bir namını bıraktık.
سَلَٰمٌ عَلَىٰ نُوحٖ فِي ٱلۡعَٰلَمِينَ 79
79. Bütün âlemler içinde Nuh'a selam olsun.
إِنَّا كَذَٰلِكَ نَجۡزِي ٱلۡمُحۡسِنِينَ 80
80. İşte biz iyilik yapanları böyle mükafatlandırırız.
إِنَّهُۥ مِنۡ عِبَادِنَا ٱلۡمُؤۡمِنِينَ 81
81. Çünkü o bizim mümin kullarımızdandı.
ثُمَّ أَغۡرَقۡنَا ٱلۡأٓخَرِينَ 82
82. Sonra diğerlerini suda boğduk.
۞وَإِنَّ مِن شِيعَتِهِۦ لَإِبۡرَٰهِيمَ 83
83. Şüphesiz ki İbrahim de onun kolundandı.
إِذۡ جَآءَ رَبَّهُۥ بِقَلۡبٖ سَلِيمٍ 84
84. Çünkü o, Rabbine tertemiz bir kalb ile gelmişti.
إِذۡ قَالَ لِأَبِيهِ وَقَوۡمِهِۦ مَاذَا تَعۡبُدُونَ 85
85. O babasına ve kavmine şöyle demişti: "Siz nelere tapıyorsunuz?"
أَئِفۡكًا ءَالِهَةٗ دُونَ ٱللَّهِ تُرِيدُونَ 86
86. "Yalancılık etmek için mi Allah'tan başka ilâhlar istiyorsunuz?"
فَمَا ظَنُّكُم بِرَبِّ ٱلۡعَٰلَمِينَ 87
87. "Siz âlemlerin Rabbini ne zannediyorsunuz?"
فَنَظَرَ نَظۡرَةٗ فِي ٱلنُّجُومِ 88
88. Derken yıldızlara bir baktı da: "Ben gerçekten hastayım" dedi.
فَقَالَ إِنِّي سَقِيمٞ 89
89. Derken yıldızlara bir baktı da: "Ben gerçekten hastayım" dedi.
فَتَوَلَّوۡاْ عَنۡهُ مُدۡبِرِينَ 90
90. O zaman arkalarını dönerek başından kaçışıverdiler.
فَرَاغَ إِلَىٰٓ ءَالِهَتِهِمۡ فَقَالَ أَلَا تَأۡكُلُونَ 91
91. Derken bir kurnazlıkla onların ilâhlarına vardı da, "Buyursanıza, yemez misiniz?" dedi.
مَا لَكُمۡ لَا تَنطِقُونَ 92
92. (Cevap vermediklerini görünce de): "Neyiniz var da konuşmuyorsunuz?" (dedi).
فَرَاغَ عَلَيۡهِمۡ ضَرۡبَۢا بِٱلۡيَمِينِ 93
93. Nihayet bir yolunu bulup onlara kuvvetli bir darbe indirdi.
فَأَقۡبَلُوٓاْ إِلَيۡهِ يَزِفُّونَ 94
94. Bunun üzerine birbirlerine girerek ona yürüdüler.
قَالَ أَتَعۡبُدُونَ مَا تَنۡحِتُونَ 95
95. İbrahim dedi ki: "A, siz kendi yonttuğunuz şeylere mi tapıyorsunuz?"
وَٱللَّهُ خَلَقَكُمۡ وَمَا تَعۡمَلُونَ 96
96. "Halbuki sizi de yaptıklarınızı da Allah yaratmıştır."
قَالُواْ ٱبۡنُواْ لَهُۥ بُنۡيَٰنٗا فَأَلۡقُوهُ فِي ٱلۡجَحِيمِ 97
97. Onlar: "Haydin onun için bir yapı yapın da onu ateşe atın." dediler.
فَأَرَادُواْ بِهِۦ كَيۡدٗا فَجَعَلۡنَٰهُمُ ٱلۡأَسۡفَلِينَ 98
98. Böylece ona bir tuzak kurmak istediler. Biz de kendilerini daha alçak düşürdük.
وَقَالَ إِنِّي ذَاهِبٌ إِلَىٰ رَبِّي سَيَهۡدِينِ 99
99. Bir de dedi ki: "Ben Rabbime gidiyorum, o bana yolunu gösterir."
رَبِّ هَبۡ لِي مِنَ ٱلصَّـٰلِحِينَ 100
100. "Ey Rabbim! Bana salihlerden (bir oğul) ihsan et!"
فَبَشَّرۡنَٰهُ بِغُلَٰمٍ حَلِيمٖ 101
101. Biz de kendisine yumuşak huylu bir oğul müjdeledik.
فَلَمَّا بَلَغَ مَعَهُ ٱلسَّعۡيَ قَالَ يَٰبُنَيَّ إِنِّيٓ أَرَىٰ فِي ٱلۡمَنَامِ أَنِّيٓ أَذۡبَحُكَ فَٱنظُرۡ مَاذَا تَرَىٰۚ قَالَ يَـٰٓأَبَتِ ٱفۡعَلۡ مَا تُؤۡمَرُۖ سَتَجِدُنِيٓ إِن شَآءَ ٱللَّهُ مِنَ ٱلصَّـٰبِرِينَ 102
102. Oğlu, yanında koşacak çağa gelince: "Ey oğlum! Ben seni rüyamda boğazladığımı görüyorum. Artık bak, ne düşünürsün?" dedi. Çocuk da: "Babacığım sana ne emrediliyorsa yap, inşaallah beni sabredenlerden bulacaksın" dedi.
فَلَمَّآ أَسۡلَمَا وَتَلَّهُۥ لِلۡجَبِينِ 103
103. Ne zaman ki ikisi de bu şekilde Allah'a teslim oldular, İbrahim oğlunu şakağı üzerine yatırdı.
وَنَٰدَيۡنَٰهُ أَن يَـٰٓإِبۡرَٰهِيمُ 104
104. Biz de ona şöyle seslendik: "Ey İbrahim! "
قَدۡ صَدَّقۡتَ ٱلرُّءۡيَآۚ إِنَّا كَذَٰلِكَ نَجۡزِي ٱلۡمُحۡسِنِينَ 105
105. "Rüyana gerçekten sadakat gösterdin, şüphesiz ki, biz iyilik yapanları böyle mükafatlandırırız."
إِنَّ هَٰذَا لَهُوَ ٱلۡبَلَـٰٓؤُاْ ٱلۡمُبِينُ 106
106. "Şüphesiz ki bu apaçık bir imtihandı." (dedik)
وَفَدَيۡنَٰهُ بِذِبۡحٍ عَظِيمٖ 107
107. Ve ona büyük bir kurbanlık fidye verdik.
وَتَرَكۡنَا عَلَيۡهِ فِي ٱلۡأٓخِرِينَ 108
108. Kendisine sonradan gelenler içinde iyi bir nâm bıraktık.
سَلَٰمٌ عَلَىٰٓ إِبۡرَٰهِيمَ 109
109. Selam olsun İbrahim'e...
كَذَٰلِكَ نَجۡزِي ٱلۡمُحۡسِنِينَ 110
110. İşte biz iyilik yapanları böyle mükafatlandırırız.
إِنَّهُۥ مِنۡ عِبَادِنَا ٱلۡمُؤۡمِنِينَ 111
111. Çünkü o bizim mümin kullarımızdandı.
وَبَشَّرۡنَٰهُ بِإِسۡحَٰقَ نَبِيّٗا مِّنَ ٱلصَّـٰلِحِينَ 112
112. Ona bir de salihlerden bir peygamber olmak üzere İshak'ı müjdeledik.
وَبَٰرَكۡنَا عَلَيۡهِ وَعَلَىٰٓ إِسۡحَٰقَۚ وَمِن ذُرِّيَّتِهِمَا مُحۡسِنٞ وَظَالِمٞ لِّنَفۡسِهِۦ مُبِينٞ 113
113. Hem ona hem İshak'a bereketler verdik. Her ikisinin neslinden de hem iyilik yapanlar var, hem de açıkça kendi nefsine zulmedenler var.
وَلَقَدۡ مَنَنَّا عَلَىٰ مُوسَىٰ وَهَٰرُونَ 114
114. Andolsun ki biz Musa ile Harun'a da nimetler verdik.
وَنَجَّيۡنَٰهُمَا وَقَوۡمَهُمَا مِنَ ٱلۡكَرۡبِ ٱلۡعَظِيمِ 115
115. Hem kendilerini ve kavimlerini o büyük sıkıntıdan kurtardık.
وَنَصَرۡنَٰهُمۡ فَكَانُواْ هُمُ ٱلۡغَٰلِبِينَ 116
116. Hem yardım ettik onlara da, galip gelenler onlar oldular.
وَءَاتَيۡنَٰهُمَا ٱلۡكِتَٰبَ ٱلۡمُسۡتَبِينَ 117
117. Hem kendilerine o belli kitabı (Tevrat'ı) verdik.
وَهَدَيۡنَٰهُمَا ٱلصِّرَٰطَ ٱلۡمُسۡتَقِيمَ 118
118. Kendilerini doğru yola çıkardık.
وَتَرَكۡنَا عَلَيۡهِمَا فِي ٱلۡأٓخِرِينَ 119
119. Sonrakiler içinde onlara iyi bir nam bıraktık:
سَلَٰمٌ عَلَىٰ مُوسَىٰ وَهَٰرُونَ 120
120. Selam olsun, Musa ile Harun'a.
إِنَّا كَذَٰلِكَ نَجۡزِي ٱلۡمُحۡسِنِينَ 121
121. İşte biz iyilik yapanları böyle mükafatlandırırız.
إِنَّهُمَا مِنۡ عِبَادِنَا ٱلۡمُؤۡمِنِينَ 122
122. Çünkü onların ikisi de bizim mümin kullarımızdandı.
وَإِنَّ إِلۡيَاسَ لَمِنَ ٱلۡمُرۡسَلِينَ 123
123. Şüphesiz İlyas da gönderilen peygamberlerdendir.
إِذۡ قَالَ لِقَوۡمِهِۦٓ أَلَا تَتَّقُونَ 124
124. Hani o kavmine: "Siz Allah'tan korkmaz mısınız? Yaratanların en güzeli olan, sizin de Rabbiniz, daha önceki atalarınızın da Rabbi bulunan Allah'ı bırakıp da "Ba'l'e" (Ba'l ismindeki puta) mi yalvarıyorsunuz?" dedi.
أَتَدۡعُونَ بَعۡلٗا وَتَذَرُونَ أَحۡسَنَ ٱلۡخَٰلِقِينَ 125
125. Hani o kavmine: "Siz Allah'tan korkmaz mısınız? Yaratanların en güzeli olan, sizin de Rabbiniz, daha önceki atalarınızın da Rabbi bulunan Allah'ı bırakıp da "Ba'l'e" (Ba'l ismindeki puta) mi yalvarıyorsunuz?" dedi.
ٱللَّهَ رَبَّكُمۡ وَرَبَّ ءَابَآئِكُمُ ٱلۡأَوَّلِينَ 126
126. Hani o kavmine: "Siz Allah'tan korkmaz mısınız? Yaratanların en güzeli olan, sizin de Rabbiniz, daha önceki atalarınızın da Rabbi bulunan Allah'ı bırakıp da "Ba'l'e" (Ba'l ismindeki puta) mi yalvarıyorsunuz?" dedi.
فَكَذَّبُوهُ فَإِنَّهُمۡ لَمُحۡضَرُونَ 127
127. Fakat onlar, onu yalanladılar. Bu yüzden onlar mutlaka (cehennemde) hazır bulundurulacaklardır.
إِلَّا عِبَادَ ٱللَّهِ ٱلۡمُخۡلَصِينَ 128
128. Ancak Allah'ın ihlaslı kulları müstesna.
وَتَرَكۡنَا عَلَيۡهِ فِي ٱلۡأٓخِرِينَ 129
129. Ona da sonrakiler içinde şunu bıraktık:
سَلَٰمٌ عَلَىٰٓ إِلۡ يَاسِينَ 130
130. Selam olsun İlyâsîn'e.
إِنَّا كَذَٰلِكَ نَجۡزِي ٱلۡمُحۡسِنِينَ 131
131. İşte biz iyilik yapanları böyle mükafatlandırırız.
إِنَّهُۥ مِنۡ عِبَادِنَا ٱلۡمُؤۡمِنِينَ 132
132. Çünkü o bizim mümin kullarımızdandı.
وَإِنَّ لُوطٗا لَّمِنَ ٱلۡمُرۡسَلِينَ 133
133. Şüphesiz Lût da gönderilen peygamberlerdendir.
إِذۡ نَجَّيۡنَٰهُ وَأَهۡلَهُۥٓ أَجۡمَعِينَ 134
134. Hani biz onu ve ailesinin tamamını kurtarmıştık.
إِلَّا عَجُوزٗا فِي ٱلۡغَٰبِرِينَ 135
135. Ancak geride kalıp batanlar içinde kalan yaşlı bir kadın hariç.
ثُمَّ دَمَّرۡنَا ٱلۡأٓخَرِينَ 136
136. Sonra diğerlerini helak etmiştik.
وَإِنَّكُمۡ لَتَمُرُّونَ عَلَيۡهِم مُّصۡبِحِينَ 137
137. Ve siz elbette sabahleyin ve geceleyin onlara uğrar ve üzerlerinden geçersiniz. Hâlâ akıl edip düşünmez misiniz?
وَبِٱلَّيۡلِۚ أَفَلَا تَعۡقِلُونَ 138
138. Ve siz elbette sabahleyin ve geceleyin onlara uğrar ve üzerlerinden geçersiniz. Hâlâ akıl edip düşünmez misiniz?
وَإِنَّ يُونُسَ لَمِنَ ٱلۡمُرۡسَلِينَ 139
139. Şüphesiz Yunus da gönderilen peygamberlerdendir.
إِذۡ أَبَقَ إِلَى ٱلۡفُلۡكِ ٱلۡمَشۡحُونِ 140
140. Hani o bir zaman dolu bir gemiye kaçmıştı.
فَسَاهَمَ فَكَانَ مِنَ ٱلۡمُدۡحَضِينَ 141
141. (Oradakilerle) kur'a çekmiş de kaydırılanlardan (yenilenlerden) olmuştu.
فَٱلۡتَقَمَهُ ٱلۡحُوتُ وَهُوَ مُلِيمٞ 142
142. Derken (denize atılmış ve) kendisini balık yutmuştu. (Kendi nefsini) kınıyordu.
فَلَوۡلَآ أَنَّهُۥ كَانَ مِنَ ٱلۡمُسَبِّحِينَ 143
143. Eğer çok tesbih edenlerden olmasaydı, yeniden dirilecekleri güne kadar onun karnında kalırdı.
لَلَبِثَ فِي بَطۡنِهِۦٓ إِلَىٰ يَوۡمِ يُبۡعَثُونَ 144
144. Eğer çok tesbih edenlerden olmasaydı, yeniden dirilecekleri güne kadar onun karnında kalırdı.
۞فَنَبَذۡنَٰهُ بِٱلۡعَرَآءِ وَهُوَ سَقِيمٞ 145
145. Biz onu hasta bir halde bir alana çıkardık.
وَأَنۢبَتۡنَا عَلَيۡهِ شَجَرَةٗ مِّن يَقۡطِينٖ 146
146. Üzerine kabak cinsinden bir ağaç bitirdik.
وَأَرۡسَلۡنَٰهُ إِلَىٰ مِاْئَةِ أَلۡفٍ أَوۡ يَزِيدُونَ 147
147. Biz onu (Yunus'u) yüz bin veya daha çok insana peygamber olarak gönderdik.
فَـَٔامَنُواْ فَمَتَّعۡنَٰهُمۡ إِلَىٰ حِينٖ 148
148. O zaman ona iman ettiler de biz onları bir zamana kadar yaşattık.
فَٱسۡتَفۡتِهِمۡ أَلِرَبِّكَ ٱلۡبَنَاتُ وَلَهُمُ ٱلۡبَنُونَ 149
149. Şimdi sor o seninkilere: Kızlar, Rabbinin de, oğlanlar onların mı?
أَمۡ خَلَقۡنَا ٱلۡمَلَـٰٓئِكَةَ إِنَٰثٗا وَهُمۡ شَٰهِدُونَ 150
150. Yoksa biz melekleri dişi yaratmışız da onlar şahit mi bulunuyorlarmış?
أَلَآ إِنَّهُم مِّنۡ إِفۡكِهِمۡ لَيَقُولُونَ 151
151. Ha!.. Onlar, şüphesiz uydurdukları iftiralarından dolayı: "Allah doğurdu" derler. Hiç şüphesiz onlar, yalancıdırlar.
وَلَدَ ٱللَّهُ وَإِنَّهُمۡ لَكَٰذِبُونَ 152
152. Ha!.. Onlar, şüphesiz uydurdukları iftiralarından dolayı: "Allah doğurdu" derler. Hiç şüphesiz onlar, yalancıdırlar.
أَصۡطَفَى ٱلۡبَنَاتِ عَلَى ٱلۡبَنِينَ 153
153. (Allah) kızları oğullara tercih mi etmiş?
مَا لَكُمۡ كَيۡفَ تَحۡكُمُونَ 154
154. Size ne oldu? Nasıl hükmediyorsunuz?
أَفَلَا تَذَكَّرُونَ 155
155. Hiç düşünmüyor musunuz?
أَمۡ لَكُمۡ سُلۡطَٰنٞ مُّبِينٞ 156
156. Yoksa sizin için açık bir delil mi var?
فَأۡتُواْ بِكِتَٰبِكُمۡ إِن كُنتُمۡ صَٰدِقِينَ 157
157. O halde, eğer doğru söylüyorsanız getirin kitabınızı.
وَجَعَلُواْ بَيۡنَهُۥ وَبَيۡنَ ٱلۡجِنَّةِ نَسَبٗاۚ وَلَقَدۡ عَلِمَتِ ٱلۡجِنَّةُ إِنَّهُمۡ لَمُحۡضَرُونَ 158
158. Onlar, Allah ile cinler arasında bir neseb (hısımlık bağı) uydurdular. Oysa andolsun cinler bilirler ki, o yalancılar mutlaka cehenneme götürüleceklerdir.
سُبۡحَٰنَ ٱللَّهِ عَمَّا يَصِفُونَ 159
159. Allah, onların yakıştırdıkları vasıflardan münezzeh ve yücedir.
إِلَّا عِبَادَ ٱللَّهِ ٱلۡمُخۡلَصِينَ 160
160. Fakat Allah'ın ihlas ile seçilen kulları başka (onlar, Allah'ı böyle şirk ile vasıflamazlar).
فَإِنَّكُمۡ وَمَا تَعۡبُدُونَ 161
161. Çünkü siz ve taptıklarınız, kendiliğinden cehenneme saldıran kimseden başkasını, Allah'a karşı kandırıp, saptıramazsınız.
مَآ أَنتُمۡ عَلَيۡهِ بِفَٰتِنِينَ 162
162. Çünkü siz ve taptıklarınız, kendiliğinden cehenneme saldıran kimseden başkasını, Allah'a karşı kandırıp, saptıramazsınız.
إِلَّا مَنۡ هُوَ صَالِ ٱلۡجَحِيمِ 163
163. Çünkü siz ve taptıklarınız, kendiliğinden cehenneme saldıran kimseden başkasını, Allah'a karşı kandırıp, saptıramazsınız.
وَمَامِنَّآ إِلَّا لَهُۥ مَقَامٞ مَّعۡلُومٞ 164
164. (Melekler): "Bizden her birimizin belli bir makamı vardır. Biziz o saf saf dizilenler, biziz! Biziz o tesbih edenler, biziz!" derler.
وَإِنَّا لَنَحۡنُ ٱلصَّآفُّونَ 165
165. (Melekler): "Bizden her birimizin belli bir makamı vardır. Biziz o saf saf dizilenler, biziz! Biziz o tesbih edenler, biziz!" derler.
وَإِنَّا لَنَحۡنُ ٱلۡمُسَبِّحُونَ 166
166. (Melekler): "Bizden her birimizin belli bir makamı vardır. Biziz o saf saf dizilenler, biziz! Biziz o tesbih edenler, biziz!" derler.
وَإِن كَانُواْ لَيَقُولُونَ 167
167. (Müşrikler) şöyle diyorlardı: "Eğer yanımızda önceki (ümmet)lerden bir kitap olsaydı, elbette biz de Allah'ın ihlas ile seçilmiş kullarından olurduk."
لَوۡ أَنَّ عِندَنَا ذِكۡرٗا مِّنَ ٱلۡأَوَّلِينَ 168
168. (Müşrikler) şöyle diyorlardı: "Eğer yanımızda önceki (ümmet)lerden bir kitap olsaydı, elbette biz de Allah'ın ihlas ile seçilmiş kullarından olurduk."
لَكُنَّا عِبَادَ ٱللَّهِ ٱلۡمُخۡلَصِينَ 169
169. (Müşrikler) şöyle diyorlardı: "Eğer yanımızda önceki (ümmet)lerden bir kitap olsaydı, elbette biz de Allah'ın ihlas ile seçilmiş kullarından olurduk."
فَكَفَرُواْ بِهِۦۖ فَسَوۡفَ يَعۡلَمُونَ 170
170. Fakat şimdi onu inkâr ettiler. Ama ilerde bileceklerdir.
وَلَقَدۡ سَبَقَتۡ كَلِمَتُنَا لِعِبَادِنَا ٱلۡمُرۡسَلِينَ 171
171. Andolsun ki peygamberlikle gönderilen kullarımız hakkında şu sözümüz geçmiştir: "Onlar var ya, elbette onlar muzaffer olacaklardır ve elbette bizim ordularımız mutlaka galip geleceklerdir."
إِنَّهُمۡ لَهُمُ ٱلۡمَنصُورُونَ 172
172. Andolsun ki peygamberlikle gönderilen kullarımız hakkında şu sözümüz geçmiştir: "Onlar var ya, elbette onlar muzaffer olacaklardır ve elbette bizim ordularımız mutlaka galip geleceklerdir."
وَإِنَّ جُندَنَا لَهُمُ ٱلۡغَٰلِبُونَ 173
173. Andolsun ki peygamberlikle gönderilen kullarımız hakkında şu sözümüz geçmiştir: "Onlar var ya, elbette onlar muzaffer olacaklardır ve elbette bizim ordularımız mutlaka galip geleceklerdir."
فَتَوَلَّ عَنۡهُمۡ حَتَّىٰ حِينٖ 174
174. Onun için sen, bir süreye kadar onlardan yüz çevir.
وَأَبۡصِرۡهُمۡ فَسَوۡفَ يُبۡصِرُونَ 175
175. Onlara (inecek azabı) gözetle. Yakında onlar da göreceklerdir.
أَفَبِعَذَابِنَا يَسۡتَعۡجِلُونَ 176
176. Ya şimdi onlar, bizim azabımıza uğramakta acele mi ediyorlar?
فَإِذَا نَزَلَ بِسَاحَتِهِمۡ فَسَآءَ صَبَاحُ ٱلۡمُنذَرِينَ 177
177. Fakat (azabımız) onların sahasına indiği zaman, (o acı sonuçla) uyarılanların sabahı ne kötüdür!
وَتَوَلَّ عَنۡهُمۡ حَتَّىٰ حِينٖ 178
178. Yine sen, bir süreye kadar onlardan yüz çevir.
وَأَبۡصِرۡ فَسَوۡفَ يُبۡصِرُونَ 179
179. (İnecek azabı) gözetle! Yakında onlar da göreceklerdir.
سُبۡحَٰنَ رَبِّكَ رَبِّ ٱلۡعِزَّةِ عَمَّا يَصِفُونَ 180
180. Senin güç ve kuvvet sahibi Rabbin, onların yakıştırdıkları vasıflardan münezzeh ve yücedir.
وَسَلَٰمٌ عَلَى ٱلۡمُرۡسَلِينَ 181
181. Gönderilen bütün peygamberlere selam olsun.
وَٱلۡحَمۡدُ لِلَّهِ رَبِّ ٱلۡعَٰلَمِينَ 182
182. Hamd, âlemlerin Rabbi Allah'a mahsustur.